Peki Ya Şimdi - Pucca

Okuma sevgim, ortaokulda kütüphane düzenleme görevine gönüllü aday olduğumda kesin olarak başlamıştı. O döneme kadar tabii ki bu alışkanlığı edinmiştim ama yine de Harry Potter serisinden sonra okunduğum tek seri, Bir Genç Kızın Gizli Defteri serisiydi. Okumayanlar için kısa bir özet geçmek gerekirse, 15 yaşlarındaki Serra’nın hayat hikâyesini anlatan 10-12 serilik bir günlüktü. Bu kitabı alana kadar günlükler bana her zaman ilginç gelmişti. Birinin hayatına ortak olmak her zaman ilgimi çekmişti. Günlük, bir insanın iç dünyasının duvarı gibi gelmişti bana hep. Dediğim gibi, bu kitabı alana kadar.

Ben Pucca’nın diğer kitaplarını okumadım. Muhtemelen hapis cezası mevzusunu duymasaydım, yine alıp okumazdım. Merak ilginçtir ki, sizi okumak ve okumamak arasında fark olmayan kitapları okumaya zorluyor. Dolandırmadan söylemek gerekirse, bu kitap benden yalnızca 1 gün götürdü, katiyen bir şey katmadı.

Günlük olduğu için fazla edebi bir dil zaten beklemiyordum. Yine de en azından ilgi çekici bir dili olmasını bekliyordum. Yazılmak için yazıldığı belli olan, hamilelik üzerine kurulu bir kitap “Peki Ya Şimdi?”. Kitabın ilk 6 serisini okumamanın olaylar arasında bir geçiş sıkıntısı yaşatacağını düşünmüştüm. Hiçbir şekilde bir sıkıntı yaşamadım hatta ilk 67 sayfasını okuduğumda karakterleri tanıyor ve hiçbir şekilde bu kimdi demiyordum. Her karakter kısa kısa da olsa konuya girilmeden önce teker teker açıklanmış. Bu da karakterleri kafanızda canlandırırken sorun yaşamanızı engelliyor.

Son 5 yıldır çok fazla eleştiri yazmış olsam da, sanırım bu kitap beni eleştiri yaparken kendimi sınırladığım sayılı kitaplardan biri oldu. Yazarı seven kadar sevmeyenin de olduğu bir kitleden bahsediyoruz. Yazardan bağımsız özeti yazmayı denesem de sanırım biraz önyargılı davranıyorum. Belki fazla basit geldi, belki bir olay örgüsü okumayı bekliyordum ama bu olay örgüsü sürükleyici gelmedi. Nedendir bilmiyorum ben kitabı pek beğenemedim.

Daha önceki kitapları okumasam da karakter hakkında fazlasıyla bilgi sahibiydim. Eskiden ben Serra’nın karışık dünyasına dalarken, kuzenim Pucca’nın heyecanlı hayatını okurdu. Çok heyecanlandığı yerlerde “Sena, bak böyle böyle oldu!” diye bilgi verirdi. O yüzden de Pucca’nın diğer kitaplarının daha heyecanlı olduğunu biliyorum. En azından daha çok güldürdüğüne eminim. Bu kitabı okurken, sadece benim değil kuzenimin yüzünde de, düz bir ifade vardı. Bu bile biraz yardımcı oldu bana.

Pucca, anladığım kadarıyla, edebi bir kaygısı olmadan kaleme alıyor kitaplarını. Basit bir dil bu yüzden tercih ediyor muhtemelen. Kitap bana eğlenceli değil daha duygusal geldi. Sanırım yazar, artık o enerjik, deli dolu ruhundan çıkıp hayatının bir sonraki evresini anne olan yanını bu kitapta bize göstermiş. Yaşadığı şeylerin ne kadar üzücü ve gittiği yolun ne kadar yorucu olduğu da kitapta son derece açıkta. Kitabın edebi yönünü sevemedim sadece, eğer o da beni sarsaydı muhtemelen, diğer kitaplarını da okurdum.

Kitabın özetine gelecek olursak. Pucca ile Osi, evli çiftimiz. Kitap Pucca ile Osi’nin kavgası sonucu Pucca’nın kaza yapmasıyla başlıyor. Kazadan sonra kaldırıldığı hastanede, hamile olduğunu öğreniyor. Hamile hesaplarını takip ediyor ve kendini bu duyguya alıştırmayı deniyor. Evin bebek için yeterince güzel olmadığına karar verip evi değiştiriyorlar. Ev değiştirirken Pucca, diğer evi taşınırken yaşadığı sorunları yaşamamak için sürekli etrafta dolanıyor. Bir yüzüğün derdine oradan oraya koşarken düşüyor. Osi ile bunun üzerine kavga ediyorlar. Bir gün sonra kanaması olunca doktora gidiyorlar ve aslında dış gebelik yaşadığını öğreniyor Pucca. Bunun üzerine depresyona giriyor. Onu depresyondan çıkaran olay, Osi’nin Pucca’yı alıp acile götürmesi oluyor. Acilde, yine hamile olduğunu öğreniyor. Bu onu hayata döndürüyor. Daha dikkatli davranıyor bu sefer. Osi’nin senin yüzünden oldu suçlamaları da son buluyor. Bir süreliğine. Osi’nin dünyanın en kötü kocası ve en hödük erkeği unvanına layık olduğunu düşünüyorum. Bunun için bir ödül veriliyorsa, benim adayım kesinlikle Osi. Kitap boyunca kavgaları ve laf dalaşları katiyen bitmiyor.

Normal şartlarda okuduğum hemen hemen her kitabın özetinde sonunu yazmamaya sadece başını anlatmaya gayret ederim. Bu kitabın ise tam tersini yapıp detay kısımlarını atlaya atlaya anlatacağım. Bir günlük olduğu için kitabın önemli kısımlarının aradaki olaylar olduğunu düşünüyorum.

Etrafındaki tek hamile Sırık olduğu için onunla yalancı bir samimiyet kuruyor istemeden de olsa. Onunla etrafta geziyor, konuşuyor. Yapmacık bir arkadaşlık yaşıyor ikisi. Bir gazla bebeğine masal okumak istediğini yazıyor ama yine aynı bölümde masalların iyi ve kötü karakterlerinden dert yanıyor. Masal okumaktan vazgeçiyor, gazete okuyacağım diyor. Bölümün altına eklediği notsa bir hayli gülmenize sebep oluyor. 6-9. Aylarda kendini şişman ve çirkin hissetmeye başlıyor. Ölçüyü kaçırmam her şey kontrolüm altında dese de ister istemez kabulleniyor en sonunda ölçüyü kaçırdığını.

Osi ile kavgaları şiddetleniyor. Önce birlikte uyumuyorlar, sonra Osi evden gidiyor, sonra olaylar iyice çirkinleşiyor, Pucca evi terk edip otele yerleşiyor. Bu noktada yavaş yavaş kitabın sonuna geliyoruz. Pucca’nın doğumu başlıyor. Batı dünyaya gözlerini açıyor.

Ben genel olarak kitabı beğenmedim ama yerden yere vuracak kadar da nefret etmedim. Diğer kitaplarını okumam ama bu 7. Kitap olduğuna göre ilk 6 kitapta da sevilmeye değer şeyler olduğunu düşünüyorum. Yolda zaman geçsin diye ya da evde kafanızı vererek okumak istemediğiniz zamanlarda okunabilecek bir kitap.
 

Yorumlar

Yorum Yaz

Değerlendirme yapınız 1-5 arası!

Bizden haberdar olmak ister misiniz?


Copyright 2018, Profesyonel Firma Rehberi-Firma tanıtımı-Ürün Tanıtımı